Aşık olduğumuz kişiyi unutamamak çoğu zaman “çok sevdim, o yüzden unutamıyorum” diye açıklanır; oysa psikolojik olarak bu durum çok daha derin bir yapıya dayanır. Aşk, yalnızca bir duygu değil; beynin ödül sistemiyle, çocukluk deneyimleriyle ve duygusal hafızayla iç içe geçmiş çok katmanlı bir ilişkisel süreçtir. Bu nedenle ilişki sonlansa bile kişi, duygusal izleri zihninde taşımaya devam eder.
Aşk sürecinde hissedilen yakınlık, görülme, önemsenme ve anlaşılma duyguları; hem biyolojik hem de duygusal hafızada güçlü bir şekilde kayıt altına alınır. Bu hafıza, ilişki bitse dahi bir anda silinmez. Çünkü sevdiğimiz kişiye; yalnızca yetişkin hâlimizle değil, geçmişten getirdiğimiz ihtiyaçlarla, yarım kalmış duygularla ve çözülmemiş ilişki temalarıyla da bağlanırız.
Psikodinamik açıdan, unutamamak çoğu zaman kişiye değil, kişinin bizde tetiklediği duygulara bağlıdır. Sevdiğimiz insan, çocuklukta eksik kalan bir değeri, bir sıcaklığı ya da görülme ihtiyacını temsil edebilir. Bu nedenle zihnimizde kalan şey bazen o insanın kendisi değil, onun bize hissettirdiği “tamlık” duygusudur.
Aşkın bıraktığı izlerin kolay silinmemesinin bir diğer nedeni, ilişki boyunca oluşan “bedensel ve duygusal hafıza”dır. Bir koku, bir müzik ya da bir mekân, o dönemde yaşanan duyguyu anında geri çağırabilir. Zihin, çözülmemiş duyguları açık bir dosya gibi tutar ve kapanmayan bu dosya, unutmayı zorlaştırır.
Bunun yanında, birçok insan ayrılık sonrası yas sürecini tamamlayamaz. İdealizasyon, inkâr veya zihin içinde ilişkiyi sürdürme gibi süreçler; bırakmayı ve unutmayı güçleştirir. Çünkü birini bırakmak, sadece o kişiyi değil; onunla kurulan hayali, duygusal ihtiyacı ve o ilişkideki kendilik hâlini de bırakmak demektir.
Sonuç olarak; aşık olduğumuz kişiyi unutamamak bir zayıflık değil, insanın duygusal hafızasının doğal bir sonucudur. Ancak zamanla, kişi kendi içsel kapasitesini geliştirdikçe eski ilişkilere yüklediği anlam değişir. Bu değişimle birlikte hatıralar ağır gelmez, daha nötr ve daha sağlıklı bir yere taşınır.